Altın ve Siyanür

0
169 views

 

 

Kimya Öğretmeni

Murat Örgüt

 

Altın, insanlık tarihi boyunca ticari olarak en değerli metaller arasında yer almış ve herkesin sahip olmak istediği bir meta hâline gelmiştir. Altının simgesi olan “Au”, “parlayan şafak” anlamına gelen Latince “aurum” kelimesinden türemiştir. Havanın oksijeninden etkilenmeden parlaklığını koruması ve kendine has sarı rengi, altına bu ismin verilmesinde etkili olurken kolay şekillendirilebilmesi de mücevher yapımında kullanılmasını sağlamıştır. Oksitlenmemesi ve iyi elektrik iletkenliği sayesinde elektronik cihazlarda da sıklıkla kullanılmaktadır.

Şimdi de altının nasıl üretildiğinden bahsedelim. Altın üretimi denilince benim aklıma ilk olarak kovboy filmlerinde gördüğümüz dere içinde ellerinde eleklerle topraktan altını ayrıştırmaya çalışan insanlar geliyor. Vahşi Batı… Bu yöntem öz kütlesi fazla olan altının dibe çökmesi taş ve toprağın akıntılı suda uzaklaştırılması yöntemine dayanır ve bu yöntemin uygulanabilmesi için madenin oldukça zengin olması gerekir. Amerika keşfedildiğinde Avrupalılar böyle bir durumla karşılaşmış olmalılar ki filmlerdeki o sahneler oluşmuş. Ancak günümüzde böyle durumlara pek nadir rastlanıyor. Çünkü zengin yatakların çoğu tükenmiş durumda. Madenin tespiti için jeologlar tarafından hazırlanan haritalar yardımıyla yer tespiti yapılır. Umut vaat eden bir maden olduğu düşünülüyor ise sondaj çalışmaları ile altın rezervi tespit edilmeye çalışılır. Buradan da olumlu sonuçlar çıkar ise rezervin zenginliğine göre hangi yöntemin kullanılacağına karar verilir. En çok kullanılan yöntemler “klor ile ayrıştırma” ve “siyanür banyosu” yöntemidir. Klor ile ayrıştırma altın oranı yüksek olan madenlerde kullanılan bir yöntem olup altın dışındaki maddelerin klor ile uzaklaştırılması anlamına gelir. Kullanılan veya yan ürün klor gazı oldukça tehlikelidir. Ancak cevher düşük dereceli ise 1783 yılında Carl Wilhelm Scheele tarafından icat edilen “siyanür banyosu” yöntemi kullanılır.

Bu yöntem uygulanırken altın içerdiği düşünülen maden siyanür banyosuna alınır. Burada çok büyük miktarlarda maddeden söz edilmektedir. Tabi maden işletmeye taşınırken maden alanındaki doğal bitki örtüsü yok edilmek zorunda kalınır. Maden değirmenlerde öğütülür ve üzerine siyanür püskürtülür. Siyanür banyosu altının neredeyse tamamını çözer ve elektroliz yöntemiyle %99.99 saflıkta altın elde edilir. Ancak bu süreç sonunda siyanür içeren çok büyük miktarda çamur üretmiş oluruz. İşin tehlikeli kısmı bu noktada başlamaktadır. Siyanür madene bir tuz olarak (KCN) eklenir ve buharlaşmadan kalabilmesi için ortamın PH’ının sürekli kontrol edilerek bazik kalması sağlanır. Aksi takdirde siyanür buharlaşır ve çevreye yayılır.

Üretim atığı siyanürlü çamur açık havuzlarda bekletilir. Siyanür açık havada bir süre sonra kendiliğinden zararsız maddelere dönüşür. Ancak bekletme sırasında oluşabilecek sızma veya taşma kazaları büyük çevre felaketlerine sebep olabilir. Geçmişte bunun birçok örneğine rastlanmıştır:

Meksika, Proyecto Magistral Madeni, 2014: Yoğun yağışlar sonrası, 500.000 galon siyanür çözeltisi, Proyecto Magistral madenindeki istinat havuzundan dışarıya taştı.

Kırgızistan, Kumtor Altın Madeni, 1998: 2 ton sodyum siyanür taşıyan bir kamyon Barskoon nehrine düştü, böylece 2.000’den fazla insan tıbbi yardıma muhtaç kaldı.

Romanya, Aural Gold Madeni, 2000: Bir atık barajı patladı, Tisza ve Tuna Nehirlerine 3,5 milyon metreküp siyanürlü atık döküldü, Macaristan ve Yugoslavya’ya doğru yaklaşık 400 kilometre boyunca bulunan su kaynakları zehirlendi ve binlerce balık öldü.

Amerika Birleşik Devletleri, Montan Zortman-Landusky Madeni, 1982: 52.000 galon siyanür çözeltisi, Zortman kasabasına içme suyu sağlayan su taşırları (akifer) zehirledi.

Peki siyanürün canlılar üzerindeki etkisi nedir?

Siyanür iyonu (CN–), hücrelerde bulunan enerji üretim organeli olan mitokondrilerdeki elektron taşıma sistemini bozar. Oksijeni kullanma yetisi kaybolan mitokondri, enerji molekülü olan adenozin trifosfatı (ATP) üretemez. Yani siyanür, hücrelerin enerji üretimi için gerekli oksijeni kullanmasını engeller ve canlı kısa sürede yaşamını kaybeder.

Görüldüğü gibi “parlayan şafak” ışıltısıyla gözlerimizi kamaştırıp hayallerimize süslerken üretimindeki riskleri de zaman zaman göz ardı etmemize yol açabiliyor. Oysa insan sağlığı ve doğanın korunması söz konusu olduğunda akılda bulundurulması gereken şeyi Kanuni Sultan Süleyman iki dize özetliyor:

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi  / Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here